top of page

“MADE IN EUROPE” DALGASI: TÜRK SANAYİ İÇİN TEHDİT Mİ, STRATEJİK SIÇRAMA TAHTASI MI?

  • 3 gün önce
  • 6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 2 gün önce

Son dönemde Avrupa’da yükselen “Made in Europe” yaklaşımı, özellikle kamu alımları, kritik teknolojiler ve tedarik güvenliği başlıklarında giderek daha görünür hale geliyor. Avrupa, hantallaşan ve rekabet gücünü kaybetmeye başlayan sanayisini kurtarma planlarından biri de bu. Bunun için Hindistan ile “0” (sıfır) gümrük anlaşması imzalarken onlara “Made in Europe” avantajını da sunduğu gözüküyor. Stratejik otonomi, karbon ayak izi, tedarik zinciri dayanıklılığı ve jeopolitik riskler gibi dinamikler, Avrupa’yı üretimi kendi sınırlarına daha fazla çekmeye itiyor.


Türkiye, Gümrük Birliği içinde olmasına rağmen AB üyesi değil. Bu gri alan, ilk bakışta risk gibi görümade-in-europe-dalgasi-türk-sanayi-i-çi-n-tehdi-t-mi-strateji-k-siçrama-tahtasi-minse de doğru okuma ve konumlandırma ile ciddi fırsatlar barındırıyor. Türk sanayicisinin tedbir almaması durumunda en büyük ihracat pazarını kaybetme riski var; öte yandan, buna karşı gerekli tedbirler alınırsa Avrupa pazarında söz sahibi olma gibi bir avantaja da sahip olabilir.


A. OLASI TEHLİKELER NELER? 

SESSİZ BARİYERLER ÇAĞI


1. Kamu Alımlarında Yerellik Filtreleri:

AB’nin yerel içerik ve menşe hassasiyeti, Türk üreticiler için aşılmaz duvarlara dönüşebilir. Teknik olarak serbest ticaret sürse bile, şartnamelerdeki “Avrupa’da üretilmiş olma” vurgusu fiili dışlama yaratabilir.


2. Kritik Parça ve Teknolojilerde Dışlanma Riski:

Savunma, sağlık teknolojileri, enerji ekipmanları, yarı iletkenler gibi alanlarda Avrupa içi tedarik önceliği, Türk firmalarının mevcut tedarikçi pozisyonunu zayıflatabilir. “Made in Europe” için bir ürünün tüm parçalarının Avrupa’da üretilmesi gerekmiyor. Ancak kritik parçaların Avrupa’da üretilmesi gerekiyor. İşte burada Türk tedarikçiler için bir dezavantaj olabilir.


3. Karbon ve Sürdürülebilirlik Baskısı:

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) benzeri uygulamalar, maliyet yapısını doğrudan etkileyebilir. Karbon verisi olmayan üretici, fiyat rekabetinde geriye düşer. Açıkçası bu konu yeni değil, ancak Türk üreticilerin hantal kalması, kendileri için dezavantaj oluşturacaktır.


4. Algı Problemi:

Made in Europe” etiketi sadece üretim yeri değil, kalite ve güven sinyali olarak da algılanabilir. “Made in Europe” aynı zamanda bir garanti markası olarak kullanılabilir. Türk markaları, teknik üstünlüğe rağmen psikolojik rekabette zorlanabilir. Örneğin, Bursa “Bosch” fabrikasında üretilen bir parça için “Made in Europe” markasını kullanamama riski, Konya’daki “Çavuşoğluları” hidrolik firmasını da aynı derece etkiler.


B. GÖRÜNMEYEN FIRSATLAR:

OYUNUN YENİ KURALLARI

Tehditlerin olduğu yerde arbitraj da vardır. Avrupa üretimi pahalı; iş gücü, enerji ve regülasyon maliyetleri yüksek. Bu gerçek değişmiyor.


1. Avrupa’nın Yakın Üretim Üssü

Türkiye, coğrafi yakınlık, esnek üretim kabiliyeti ve sanayi altyapısı ile Avrupa için doğal tamamlayıcıdır. “Avrupa’ya en hızlı alternatif üretim alanı” pozisyonu güçlendirilebilir. Avrupa’ya yakın ve esnek üretim yapabilmek gerçekten büyük bir avantaj. Türk üreticisi bunu kullandı zaten. Ama avantaj, şu günlerde dezavantaj gibi. Çünkü Türkiye de artık pahalı. Üretim maliyetleri, enerji, işçilik, vergi ve hatta hammadde maliyetleri oldukça yüksek şu anda Türkiye’de. Düşük maliyetle üretim her zaman için büyük bir rekabet avantajıdır. Türkiye bunu kaybetmiş gözüküyor, ancak özellikle devletin (hükümetin) yapacağı hızlı ve doğru hamleler ile avantaj hemen tekrar kazanılabilir.


2. Ortak Üretim ve Son Montaj Modelleri:

Türk firmaları, Avrupa’daki partnerlerle hibrit üretim kurguları geliştirebilir: Yüksek katma değerli modüller Türkiye’de, son montaj veya sertifikasyon AB içinde. Türkiye’nin avantajlarından bir tanesi de üretim çeşitliliği olması ve yeterli teknik bilgi ve kalifiye elemanın olması. Burada, 1. Madde de belirttiğimiz maliyet avantajının tekrar elde edilmesi ile bu şans artacaktır.


3. Karbon Avantajı Stratejisi:

Enerji verimliliği, yeşil enerji kullanımı ve ölçülebilir karbon verisi ile Türk üretici, bazı AB rakiplerinden daha iyi sürdürülebilirlik profili sunabilir. Türkiye, Hindistan dahil bir çok ülkeye göre bu yönden daha avantajlı konumda. Sadece yapması gereken bunu sanayide yaygınlaştırması.


4. Fiyat/Performans Boşluğu:

Avrupa içi maliyet artışı, rekabetçi fiyat sunabilen, kalite standardı yüksek Türk firmaları için alan açar. Maliyet avantajı yukarıda 1. Maddede de belirttiğimiz gibi bir çok rekabet avantajı ile birlikte kullanılması gereken bir unsur. Maliyet avantajına yatırım yapmak “marka” olmaktan vazgeçmeyi gerektirmiyor. Amerika ve Avrupa bugün bu tedbirleri alıyorsa maliyet avantajlarını oldukça kaybetmeleri, ülkelerinde üretimin pahalı hale gelmesinden dolayıdır. Dolayısı ile Türkiye’nin maliyet avantajını tekrar kazanmasından başka çaresi yoktur.


C. BUNUN İÇİN NELER YAPILABİLİR?DEVLET VEYA KARAR VERİCİ HÜKÜMET DÜZEYİNDE ATILMASI GEREKEN ADIMLAR


1. Gümrük Birliği Güncellemesi ve Menşe Esnekliği: 

Kritik sektörlerde Türk firmalarının dezavantajını azaltacak hukuki/teknik düzenlemeleri devlet sivil toplum örgütlerini de ateşleyerek beraber yapmalıdır. Tıpkı 2000’li yılların başında Avrupa Birliği çalışmalarında topyekün hareket edildiği gibi . Sivil toplum örgütleri, başta Ticaret ve Sanayi Odaları, DEİK, TÜSİAD ve MUSİAD gibi sanayici ve iş adamı dernekleri, birlikler belirlenen ortak strateji ile hareket etmelidir.


2. Devlet veya Karar Verici olan Hükümetin yapabileceği ve ondan başkalarının yapması zor olan ikinci önemli husus: Maliyetlerin düşürülmesi

Maliyetleri oluşturan başlıca unsurlar; para politikası, enflasyon, enerji fiyatları, vergi oranları ve işçilik maliyetleridir. Enflasyonu düşürmek için yalnızca talebi kısmak, şişman bir insanı zayıflatmak amacıyla aç bırakmaktan farksızdır. Öncelik, enflasyonun temel sebeplerinden biri olan karşılıksız para basımından vazgeçilmesi ve piyasalarda güven ortamının tesis edilmesidir. Enflasyonla doğrudan bağlantılı bir diğer unsur ise para politikası ve krediye erişimin kolaylaştırılmasıdır. Ayrıca, devlet tekelinde bulunan enerji fiyatlarının mümkün olan en düşük seviyeye çekilmesi önem taşımaktadır. Vergi politikası da maliyetler üzerinde belirleyici bir etkendir. Bazı iktisatçı ve vergi uzmanlarına göre Türkiye’deki vergi oranları Amerika ve Avrupa ile kıyaslandığında yüksek değildir. Ancak İrlanda’nın ekonomik toparlanmasında ve Macaristan’ın yabancı sermaye yatırımlarını çekmesinde, %13’e kadar düşen gelir vergisi oranlarının ve güçlü hukuki altyapının önemli rol oynadığı unutulmamalıdır. Birleşik Arap Emirlikleri’nde Dubai’nin yatırım çekme stratejisi ise büyük ölçüde düşük vergi politikasına dayanmaktadır. Bu çerçevede devlet, vergi yükünü azaltmayı değerlendirmelidir. Devletin finansman ihtiyacının önemli bir kısmı, kamu tarafından yürütülmemesi gereken faaliyetler, sayısı 5 milyona yaklaşan kamu personeli ve bunlara tahsis edilen bina, araç ve diğer gider kalemlerinden kaynaklanmaktadır.


3. Karbon Ölçüm ve Sertifikasyon Altyapısı: 

KOBİ’lere erişilebilir karbon muhasebesi ve raporlama sistemleri sağlanmalıdır. Bu konu her ne kadar dünyada şu anda revaçta olan “kuralsızlık” olsa da orta ve uzun vadede Türk sanayisinin güvenilirliğini arttırmak için ve dünyanın her pazarına girmek için büyük bir rekabet avantajı getirmektedir.


4. Teşvikler: 

Teşvikler, hem devlet hem de sanayi ve iş çevreleri açısından cazip bir kavram olmakla birlikte, son yıllarda içeriği aşınmış ve yaygın biçimde talep edilen bir politika aracına dönüşmüştür. Neredeyse her gün bir sanayi odası ya da iş insanı temsilcisinden “devlet teşvik versin” veya “biz de teşvik istiyoruz” şeklinde açıklamalar duyulmaktadır. Oysa teşvik, özünde devletin halkından, sanayi ve ticaret kesiminden topladığı bir kaynağı yeniden dağıtması ya da tahsil etmediği bir gelirden vazgeçmesi anlamına gelir. Bu nedenle teşvikler genelleştirilmemeli; zira teşvik kapsamı genişledikçe bürokrasi artmakta ve verimlilik azalmaktadır. En etkili teşvik, enflasyonun düşürülmesi, enerji maliyetlerinin azaltılması ve vergi yükünün hafifletilmesi gibi yapısal iyileştirmelerdir. Bununla birlikte, belirli dönemlerde kritik teknolojik atılımlar için sınırlı Ar-Ge destekleri, tarım teşvikleri ve stratejik önem taşıyan savunma sanayi destekleri doğrudan mali yardım şeklinde sağlanabilir. Bunun dışındaki yaygın ve genel teşvik uygulamaları ise çoğu zaman sanayicinin kazancının kamuya aktarılıp yeniden dağıtılmasından ibaret kalmaktadır.


5. Avrupa’ya Entegre Sanayi Diplomasisi: 

İşte bunu, devletle birlikte, sanayi ve ticaret odaları, birlikler, sendikalar, işadamı dernekleri beraber yapmalı, adeta seferber olmalıdır. Tedarik zinciri ortaklığı odaklı ikili programlar yürütülmelidir.


D. SİVİL TOPLUM VE KURUMSAL YAPILAR İÇİN ROL TANIMI


1. Sektörel Eşleşme Platformları: 

Türk üretici ile AB alıcısını veri-temelli eşleştiren yapılar kurulmalıdır. İstanbul sanayi odasının benzer çalışmaları var. Bunlar daha dinamik hale getirilip yaygınlaştırılmalıdır.


2. Regülasyon Tercümanlığı: 

AB standartları, yeşil mutabakat, teknik mevzuat konularında firmalara pratik rehberlik sağlanmalıdır. Sanayi ve ticaret odalarının, birliklerin ve bir çok sivil toplum örgütünün binlerce üyesi var ve bu üyeler bir hizmet alsa da almasa da aidat ödüyor. Zorunlu aidat. Dolayısı ile bu tip sivil toplum örgütlerinin bir günü bile boş olmamalı, toplantı odaları ve eğitim salonları bu tip faaliyetlerle aktif hale getirilmelidir.


3. Algı ve Marka Güçlendirme:

“Türk Malı = Güvenilir Endüstriyel Partner” anlatısının sistematik inşası başarılmalıdır.

Hatta Türk Malı = Made in Europe algısı geliştirilebilir.


F. FİRMALAR İÇİN KRİTİK STRATEJİK HAMLELER

İşte burası İşin kalbidir. Liderler, yani sanayici ve ticaret erbapları, patronlar; bireysel olarak veya bağlı oldukları sivil toplum örgütleri vasıtasıyla devlet dahil gerekli kurumlara baskı uygulamalıdır. Ama ne olursa olsun şu bilinmelidir: Yeni dönemde rekabet, sadece maliyet oyunuyla kazanılamaz.


1. Menşe Stratejisi Tasarlayın:

Üretim mimarinizi gözden geçirin. Gerekirse AB içinde mikro yapılanmalar, depo/son işlem/entegrasyon modelleri kurgulayın. Türkiye’deki bir firma değil, Türkiye merkezli global bir üretici olun.


2. Karbonu Ölçün, Avantaja Çevirin:

Karbon verisi olmayan firma, yarın fiyat veremeyecek. Ölçüm → İyileştirme → Pazarlama zincirini kurun. Bunu zorunlu olduğu için değil, gerekli olduğu için yapın.


3. Parça Değil Sistem Satın:

Basit tedarikçi konumundan çıkın. Entegre çözüm, modül, alt sistem sağlayıcısı olun. Değiştirilebilir değil, vazgeçilmez olun. Bunun için sadece size verilen “parça üretme görevinden”, bunu ben de yapabilirim deyip, rakiplerden üstün olarak bir parçayı veya bütünü geliştirmeyi ve en kaliteli biçimde yapmayı hedef olarak koyun. Elbette bunun için inovasyon ve Ar-Ge’yi de kullanın.


4. Algıyı Yönetin:

Avrupa pazarında teknik yeterlilik yetmez. Sertifikasyon, referans, hikaye, güven unsurları kritik. Hatta, Türkiye’deki fabrika veya atölye imajından, teknolojiye hakim, kendi teknolojisini ve ürünlerini geliştiren, patentleri olan global Türk şirketi imajını elde edin.


5. Risk Radarları Kullanın:

Regülasyon, vergi, ticaret politikası, teknoloji trendleri… Kör uçuş dönemi bitti. Veriye dayalı karar şart. “Made in Europe” aslında risk radarında belirmiş bir durum. Ancak geç kalma durumu var. İşte bunun gibi, küresel ve bölgesel gelişmeleri izleyip, bireysel , sivil toplum ve devlet olarak gerekli tedbirlerin alınması sağlanmalıdır. Bir sanayici için bu sadece “Made in Europe” değil, rakiplerin izlenmesi, bir rakibin hamlesi veya rakip firmanın bir patentinin oluşturacağı tehlikenin önceden görülmesi ve buna göre tedbir alınmasıdır.


SÖZÜN ÖZÜ


Made in Europe” yaklaşımı, yüzeyde korumacı bir dalga gibi görünse de derinde yeni bir rekabet düzeninin işaretidir. Türkiye için soru şu: Kenarda kalıp şikAyet mi edeceğiz, yoksa oyunun yeni kurallarını avantaja mı çevireceğiz?


Rekabet gücü, artık sadece iyi üretmek değil; doğru konumlanmak, doğru ölçmek ve doğru anlatmaktır. Hazırlıklı olanlar için bu dönem bir daralma değil, stratejik sıçrama fırsatıdır. Avrupa kapıyı kapatmıyor; sadece içeri girme şartlarını değiştiriyor. Şartları okuyan kazanır.


Hasan DEMİRKIRAN

Rekabet Enstitüsü Platform Başkanı

 
 
 

Yorumlar


GÜNDEM

bottom of page